Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

"TÜRKÇELEŞMİŞ TÜRKÇEDİR" SAVI - 20.10.2013
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Bazıları, uzun zaman önce dilimize girmiş sözcüklerin artık "Türkçeleştiğini" ileri sürüyor. Bu düşünceyi bilimsel olarak ele alalım.

Bir sözcük Türkçeleşmiş ise, Türkçenin kurallarına uyuyor olması gerekir. Birçoğunun bildiği ünlü uyumları bunlardan yalnızca biridir. Ünlü uyumları dışında, sözcük yapısı ile ilgili çok önemli kurallar vardır. Türkçenin kuralları, okullarda öğretilenlerin ötesindedir.

Türkçedeki tüm sözcükler, ya kök ya da gövde olarak adlandırılır. Kök sözcükler, yalındır. Onların da kuralları vardır. Gövde sözcükler ise, Türkçedeki yapım eklerini almış köklerden oluşan türemiş sözcükler olarak da bilinir. Buna göre "Türkçeleşmiş" sayılan sözcükleri ya kök ya da gövde olarak kabul etmemiz gerekir. Ancak bu durumda uymaları gereken kurallar vardır. Şöyle:

1. Bir sözcük Türkçe gövde (türemiş sözcük) sayılacak ise, Türkçe yapım eklerinden en az birini almış olması gerekir. Oysa dilimize giren sözcüklerde Türkçe yapım eki almadığından bu sözcükleri gövde (türemiş sözcük) sayamayız. Örneğin; asalet (Ar.) veya aktif (Fr.) sözcüklerinde Türkçe yapım eki yoktur. Bu durumda gövde değildirler.

2. Bir sözcük Türkçe kök sayılacak ise, Türkçedeki kök sözcüklerin yapısı ile ilgili temelde iki ana kural vardır, bunlara uymak zorundadır. İlki, kök sözcükler derinlere inildiğinde tek seslemli olmak zorundadır. İkinci kural ise kök sözcüklerin kısır olmaması gerektiğidir. Demeli, kesinlikle en az bir yapım eki alarak gövdeler dönüşebiliyor olmalıdırlar. Öyleyse dilimze giren sözcükleri kök sözcük sayacak isek, o sözcüklerin türlü yapım ekleri alarak kendisinden yeni sözcükler türetebilmelidir. Çünkü kısır kök olmaz. Ayrıca Türkçe kökler tek seslemli (heceli) olurlar. Birden çok seslemli Türkçe kök yoktur. Türkçe sözcüklerin derinlemesine kökenleri incelendiğinde, en karmaşık olanlarının bile tek seslemli köklere dayandığı (kimi zaman kök-gövde anlam ilişkisi kopmuş olsa bile) görülür. Oysa dilimize giren yad sözcükler genelde çok seslemlidir. Ayrıca genelde Türkçe yapım eki alamazlar. Alabilenleri çok azdır. Onlar da yalnızca belirli birkaç eki (-la, -lan, -laş, vb.) alabilir. Tek seslemli sözcükler de Türkçenin seslem kurallarına uymalıdır ki bunu da sağlayan yabancı sözcük çok azdır.

Türkçedeki tek seslemli kök sözcükler, Türkçedeki seslem türlerinden birindedir. Bunlar da altı türdedir. 1. tek ünlü, 2. ünlü+ünsüz, 3. ünsüz+ünlü, 4. ünsüz+ünlü+ünsüz, 5. ünlü+ünsüz+ünsüz, 6. ünsüz+ünlü+ünsüz+ünsüz. Bu seslem türlerinden iki ünsüzün yan yana geldiği 5. ve 6. seslem türlerinde de yan yana gelebilecek ünsüzler sınırlıdır ve belirli bir kurala bağlıdır. Dolayısıyla, yabancı olup da bu altı ünlü türünden olmayan veya bunlardan olsa bile yan yana gelemeyecek ünsüzlerden oluşan sözcükler, tek seslemli olsalar bile Türkçenin sözcük kurallarına uymazlar.

Nasıl ki armudu kırmızıya boyayıp "elmalaştı" diyemezsek, nasıl ki kavunu karpuz bostanına koyup "karpuzlaştı" diyemezsek, başka dilden Türkçeye bir sözcük alıp ona "Türkçeleşti" diyemeyiz. O bostana ekilecek, orada yeşerip büyüyecek, çekirdeği de karpuz çekirdeği olacak ki karpuz olsun. İşte bir sözcük de Türkçe kökten ve ekten türememişse Türkçe değildir. Hiçbir yapay işlem de onu Türkçe yapamaz. Ancak kökü Türkçe ise, eki Türkçe ise her durumda Türkçedir. Yeni türetilmiş olması bir şey değiştirmez. Tıpkı her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni yeni yemişler vermiş ağacın meyvelerinin o ağaca ait olması gibi...

Kısacası, Türkçe satranç gibi belirli kurallara göre konuşulan bir dildir. Kuralları sınırlı olsa da hamle olasılığı sonsuz, düzenli bir dildir. En küçük bir yabancılık bile kuralları bozar. İşte yabancı sözcüklere "Türkçeleşmiş" diyenlerin bu kuralları bilmemesi veya umursamamasıdır gerçek sorun.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Ölüm varken ben yok, ben varken ölüm yok. O halde üzülecek ne var? - (Lucretius)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Medeniyet esası,ilerlemenin ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır. Bu hayatta yozlaşma,muhakkak sosyal, ekonomik ve siyasi bozulmaya neden olur. Aileyioluşturan kadın ve erkeklerin doğal haklarına sahip olmaları, ailevazifelerini yerine getirebilme gücünde olmaları lazımdır. (1924)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü