Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

YABANCI SÖZCÜKLERİ ÇIKARMAK DİLİMİZİ YOKSULLAŞTIRIR MI? - 20.10.2013
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Sıkça yinelenen "Dilimizden yad sözcükleri çıkarmak, dilimizi yoksullaştıracaktır." savına yanıt verelim...

Dilin yoksullaşması (kimilerinin deyişiyle, "fakirleşmesi") savı, hiçbir bilimsel veriye dayanmadan yalnızca düz bir düşünme biçiminin sonucunda ileri atılmış bir savlardır. Dilbilimci Prof. Dr. Doğan Aksan'ın "Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı" yapıtında bu konuda verbilimsel araştırma sonuçları yayınlanmıştır. Bilimsel verilere göre, dilden yad sözcüğün çıkması dili yoksullaştırmıyor. Tersine, varsıllaştırıyor. Nasıl mı? Şöyle:

Dile giren yad sözcük yalnız girdiği anlamda kalmıyor. Toplum tarafından tam olarak özümsenemediği için yan anlamlar kazanıyor ve birçok Türkçe sözcüğün yerini alıyor. Bu da dili gerçekte yoksullaştıran etken oluyor. Örneğin; Arapçadan dilimize giren "âlem" sözcüğü, Türkçede "evren, el gün, başkaları, ortam, çevre, eğlence, eğlenti" gibi yedi sözcüğün yerine geçerek çok türlü anlamlara geliyor. En anlaşılır söylemle, siz "âlem" sözcüğünü çıkarırsanız, yedi sözcük kazanırsınız. Ancak çıkarmazsanız, zamanla bu yedi sözcük tek tek yok olur. Çünkü yad sözcükler, yerine geldiği sözcüğü zamanla unutturmaktadır. Örneğin; "zaman" demişken, Arapçadan dilimize giren "zaman" sözcüğü, Türkçesi olan "öy" sözcüğünü unutturmuş, yerine geçmiştir. Bunun gibi binlerce örnek vardır. Bilimsel veriler, dil devriminden önce ve sonra, sözvarlığımızın azalmadığını, tersine arttığını göstermektedir. Giden yad sözcüğün türlü anlamlarının her biri için başka sözcükler türetilmiş ve sözvarlığı artmıştır.

Yabancı sözcükler, geldiği dildeki gerçek anlamı dışında çok anlamda kullanıldığından, Türkçedeki bir çok sözcük ve deyimin yerine geçerek dile görünenden daha çok zarar verirler. Bir örnek olarak; Arapça bir sözcük olan "dikkat" sözcüğünü ele alalım... "Dikkat" sözcüğünün geçtiği deyimlere bakalım...

  • dikkat çekmek: ilgi çekmek
  • dikkat etmek: özen göstermek, özenli olmak
  • dikkat kesilmek: odaklanmak
  • dikkate almak: göz önünde bulundurmak/tutmak
  • dikkat toplamak: ilgi odağı olmak
  • dikkatli: özenli
  • dikkatsiz: özensiz
  • dikkatsizlik: özensizlik
  • dikkatlice: özenlice
  • dikkatli olmak: özenli olmak, önlem almak
  • dikkate şayan: ilgi çekici, ilgiye değer, ilginç

    Kaldı ki, bir dilin varsıl veya yoksul olması, sözvarlığının çokluğu ile değil, yetkinliği ile belirlenir. Önemli olan dilde çok sözcük olması değil, dili etkin ve yetkin kullanacak kadar sözcük olmasıdır. Şöyle düşünelim: Dünyadaki bütün dillerdeki sözcükleri alıp bir sözlükte topladığımızı varsayalım. O sözlükte varsayalım 10 milyon sözcük olsun. Bu sözcüklerin tümünü içeren bir dil oluşturulduğunu düşünelim. En varsıl, en gelişmiş dil bu dildir diyebilir miyiz? Daha anlaşılır bir varsayımla, İngilizce, Arapça, Farsça ve Fransızcdaki tüm sözcükleri Türkçeye alsak, Türkçe sözlükteki 250 bin dolayındaki sözcük sayısını böylece 1 milyona çıkarsak, Türkçe varsıllaşmış (kimilerinin deyişiyle, "zengilneşmiş") mı olur? Yoksa kendimizi kandırmaktan başka bir nen yapmamış mı oluruz? Özetle; Bir dilin söz varlığı arttırmanın tek yolu, sözcük türetmektir. Başka dillerden sözcük almak veya alınmış olanları korumaya çalışmak değildir.





    Diğer Yazılar

  •  
    Özlü Söz:
    Dostuna da düşmanına da yardım et. Çünkü o zaman, dostunla daha yakın dost, düşmanınla da dost olursun. - (Cledbul)
    Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
    Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlâki, sosyal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur. (1923)


    © Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
    Öneri: 1024x768 ve üstü