Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

±sAl EKİ TÜRKÇE MİDİR? - 21.10.2013
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Bazı kişiler, ±sAl ekinin Türkçe olmadığını ileri sürüyorlar. Bunlardan belki de en çok sözü edileni olan Yavuz Bülent Bakiler... Kendisi hukukçu, yazar ve şair; hiçbir dilbilim eğitimi olmamasına karşın, ±sAl eklerinin Türkçe olmadığını, Fransızcadan alındığını ileri sürmüş, bunu "Türkçeyi sala bindirip sele verdiler" gibi bir sözlemle yaymıştır. İyi bir şair ve yazar olmasına karşın, sözlerinde ve yazılarında sık sık Arapçadan dilimize giren sözcükleri öven Bakiler'e, ne yazık ki birçok kişi inanmıştır. Oysa dilbilimciler bunun tersini söylemektedir.

±sAl eki Türkçedir. Türkçe olmayan ve Fransızcadan benzetilerek gelen ek, addan ad yapan ±Al ekidir (Türkçede böyle bir ek de vardır ancak farklı işlevdedir). Oysa Latin dillerinde ±sAl benzeri bir yapı yoktur.

Dilbilimcilerin araştırmalarından elde ettikleri bulgularına göre iki kuram vardır.

Birincisi: ±sAl eki hem eylemlere hem adlara gelen -sA- ekinden gelir. Bu ek özünde ekleşmiş sA- (düşünmek, saymak) eylemidir. Bu eyleme gelen eylemden sıfat yapıcı -l eki, ±sAl olarak birleşir.

İkincisi: ±sAl eki ile ±cIl eki aynı ektir (bu konuda Şinâsî Tekin'in bir derlemesi vardı) çünkü ikisi de ±sI- (benzer veya ilgili olmak) ekinden geliyor. Eski Türkçede -g ekiyle kaynaşmış ±sIg eki bulunuyor, bazı örneklerde ekin biçimi ±çIg olmuş (korkınçıg, tawışgançıg, ...), özellikle n, l, k gibi seslerden sonra. Bu ±sIg eki bugün ±sI veya ±msI biçiminde (yeşilimsi, sinsi, yassı, ...) görülmektedir. Bugünkü ±sAl eki ise, ±sI- ekinin sıfat yapan -l ekiyle kaynaşmış biçimi, Eski Uygurcada görülen bir geñişlemeye uğramış. Örneğin bugünkü çıkma durum eki +dAn Eski Türkçede +dIn biçimindeydi (böyle geñişleyen birçok ek var). Kısaca ±cIl eki ile ±sAl eki aynı ektir, biri daha eski biçimidir ve ünsüz benzeşmesi yaşamıştır.

Türkçede ±sAl eki ilk kez "uysal" sözcüğünde saptanmıştır (Ahmet Vefik Paşa, Lugât-i Osmânî, 1876). Uysa- eylemi "uymak istemek" anlamına gelir (susamak: su istemek, vb. gibi). Daha sonra DLT'nin (Divan-ı Lugat'it Türk) bulunmasıyla daha eski kaynaklarda da var olduğu görülmüştür.

Yalnızca ±sAl ekine değil benzer eklere de eski kaynaklardan örnekler verelim:

±Al eki

  • danal: saman kesmiği (dan: arpa) - DLT
  • tükel: büsbütün (tüke- eyleminden) - DLT
  • usal: gafil; iş bilmeyen (us kökü, usruk: uyuklayan) - DLT
  • kartal: parçalanmış et (kartı kartaldı: yarası azdı) - DLT
  • sakal: çenedeki kıllar (saka: dağ yamacı) - DLT
  • büktel: orta boylu (bükte: hançer) - DLT
  • püşkel: yufka - DLT
  • tepel: alnı beyaz; tepe gibi yığılmış (tepe kökünden) - Dede Korkut
  • yanal: yan taraf; yakıcı (yan kökünden) - Dede Korkut
  • teğel: kaba dikiş (teğ-: doku-, iliş-) - Lehçe-i Osmani
  • engel: mani; mezahim (engebe ile kökteş) - Lehçe-i Osmani
  • çökel: çöküntü; kalın tortu (çök- kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • çöngel: ufak, çamurlu bataklık; göl (çönge: görevini yapamaz duruma gelmiş, körelmiş) - Lehçe-i Osmani
  • çokal (çukal): örtü, cüppe, setre; savaşlarda insan veya atların giydiği elbise (çuha kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • topal: top, aksak (top: küt) - Lehçe-i Osmani
  • kaşkaval: kurutuşmuş kelle peyniri (kaskak: bir şeyin kurutulmuşu) - Lehçe-i Osmani
  • taval: demir dövülüken havuz duvarına yapışan tortu; tavan (tav kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • tubal: taval ile aynı anlamdadır. (tubun/tübün: tencerenin dibinde kalan bir parça yemek) - Lehçe-i Osmani
  • kapal: mahsuriyet (kapa- kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • kangal: kanırılmış ip turası (kang-: kanırmak) - Lehçe-i Osmani
  • kaval: içi delik düze şeyler (kav kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • güzel: göze hoş gelen (göz kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • çatal: iki başlı dallar (çat- eyleminden) - Lehçe-i Osmani
  • kural: kaide (kur- eyleminden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • yaşal: ihtiyar (yaş kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • göğel: yeşil ördek (gök kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • apşal: salak, şapşal (apış- eyleminden) - Halk Ağızlarından Derleme

    ±Il/±gIl eki

  • çapavul: çapkı askeri, akıncı (Bugün çapul (Lehçe-i Osmani) olmuştur. çap-: akın etmek) - DLT
  • ökil: çok (ök-: yığmak)
  • mayıl: olgun (mayıl-: gevşemek) - DLT
  • üçgil (üçgül): üç köşeli (g düşer ve -ül olur) - DLT
  • yasul: yassı, yayvan (yası: enli) - DLT ve Dede Korkut
  • kızıl (kızgul): kırmızı (kızar- eylemi ile kökteş) - DLT
  • yalgıl: ak yeleli (yal veya yalığ: at yelesi) - DLT
  • başıl (başgıl): tepesinde beyaz bulunan (baş kökünden) - DLT
  • kırgıl: kırçıl (kır renhginden) - DLT
  • bıçgıl: elde ve ayaktaki çatlaklar (bıç: kesmek, biçmek) - DLT
  • böğrül: böğrü ak olan (böbrek ile kökteş) - DLT
  • targıl: alaca nesne (tarıl-: ek ile karanın karışması) - DLT
  • tenil: ön ayakları çizgili (ten: denk, akran) - DLT
  • yaşıl: yeşil (yaş: taze) - DLT
  • törtgil (törtgül): dört köşeli - DLT
  • çingil (çıngıl): asmanın sonradan sürdüğü salkımlar (çinge: ufak kıvılcım gibi ateş) - Lehçe-i Osmani
  • böğürülce: fasulye (böğür kökünden, böbrek ile kökteş) - Lehçe-i Osmani
  • öngül: dikbaş (öngüş-: inada binmek) - Lehçe-i Osmani
  • sekil: atın ayağındaki ak (seki: at ayağının beyazı) - Lehçe-i Osmani
  • siğil: kabarcık (siğ- kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • dengil: dingil (denk kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • turul: saf, duru (duru kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • gönül: (göygül ile kökteş, göy- kökü) - Lehçe-i Osmani
  • yeğül: yukarı (yeğ kökünden) - Lehçe-i Osmani

    EK: karavul, erdil, beğil, avsıl sözcükleri Dede Korkut Kitabında geçer. Gürül gürül, şırıl şırıl, ışıl ışıl, usul usul gibi yansımalarda da görülür.

    ±sAl/±sIl eki

  • sarsal: sansar (sargar, sarığ köklerinden, sarı ile kökteş) - DLT
  • arsal: kumral, konural (ar: kestane rengi) - DLT
  • kumsal: kumsu yer (kum kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • yoksul: fakir (yok kökünden) - Lehçe-i Osmani
  • burunsal: atlara nal çakılırken burunlarına takılan şey (burun kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • baysal: asayiş (bay kökünden) - Radloff
  • uysal: uyumlu (kökü uy- eylemi) - Lehçe-i Osmani, Halk Ağızlarından Derleme
  • savsal: budala (sav- kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • soysal: asil (soy kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • yensel: tatlı, sevilerek yenen (ye- kökünden) - Halk Ağızlarından Derleme
  • kepsel: sersem, şaşkın - Halk Ağızlarından Derleme
  • bessel: reçel - Halk Ağızlarından Derleme
  • kavsal: koçanı sarılan mısır yaprağı - Halk Ağızlarından Derleme
  • kavsul: fındığın yeşik kabuğu - Halk Ağızlarından Derleme
  • yersil: aşağılanmış (yer- eyleminden) - Halk Ağızlarından Derleme

    (Örnek sözcükler Haydar Ediskun tarafından derlenmiştir.)

    Bu sözcüklerin "nispet" anlamı vermediğini söyleyenler vardır. Oysa bir ekin birden çok görevi olabilir. Bir sözcük bile nispet görevi almış ise bu görevi var demektir. Yalnızca işlekleştirilmesi yeterlidir. "Nispet" görevi için bir örnek verelim:

  • arsal: kumral, konural (ar: kestane rengi) - DLT

    Arsal sözcüğündeki ar kökü, kestane rengi demektir. Arsal ise "Kestane rengine çalan" anlamı verir. Nasıl ki Arapça -i nispet eki kuzguni dendiğinde "kuzgun rengine çalan" anlamı veriyorsa, bu da öyledir. Dolayısıyla nispet anlamı katmıştır.





    Diğer Yazılar

  •  
    Özlü Söz:
    Mutlu olduğunuz zaman, size bu mutluluğu veren faziletleri sonradan kaybetmeyiniz! - (André Maurois)
    Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
    Adliyenin yeniden düzenlenme ve teşkilatlanmasına verdiğimiz önemi, nasıl ifadeetsek azdır... Önemli olan nokta; adliye anlayışımızı, adlikanunlarımızı, adli teşkilatımızı, bizi şimdiye kadar şuurlu, şuursuzetki altında bulunduran, çağın gereklerine uymayan bağlaradan bir anönce kurtarmaktır. Millet, her gelişmiş memlekette olan adli ilerlemenin memleketin ihtiyaçlarına uygun olan esaslarını istiyor.Millet; süratli ve kesin adaleti sağlayan medeni usulleri istiyor. Milletin arzu ve ihtiyacına bağlı olarak adliyemizde her türlüetkilerden cesaretle silkinmek ve hızla ilerlemeye atılmakta aslatereddüt etmemek lazımdır. Medeni Hukuk'ta, Aile Hukuku'nda takipedeceimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. Hukukta işleri oluruna bırakmak ve hurafelere bağlılık; milletlerin uyanmalarını engelleyen enağır bir kabustur. Türk Milleti, üzerinde kâbus bulunduramaz. (1924)


    © Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
    Öneri: 1024x768 ve üstü