Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Toplantılar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

ÖZLEŞTİRME, KUŞAKLAR ARASI KOPUKLUĞA MI NEDEN OLUYOR? - 26.10.2013
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Sıklıkla duyduğumuz, "Özleştirme, kuşaklar arası kopukluğa neden oluyor, dedelerimizin yazdıklarını anlamıyoruz" savı vardır. Yanıtlayalım...

Bu sava yanıt vermeden önce, özleştirmenin neden gerekli olduğunu anımsayalım. Özleştirme Atatürk döneminden bugüne değin gelen bir süreçtir. Çünkü Türkçe yok olmak üzere idi. 1920'li yıllarda, sözlükteki sözcüklerin yalnızca %30'u Türkçe idi. Geri kalanı ise yad dillerden alınma sözcüklerden oluşmakta idi. Yalnızca oranı çok düşük olan okumuş yazmış kişilerin kullandığı yazı dili bu durumda iken, halk %60'lara, %70'lere varan bir Türkçeyi o günlerde de konuşuyordu. Bugün kullandığımız Türkçeden çok başka değildi.

Bugün kullanılan dile bilimsel terimler ve az oranda da günlük konuşmada özleşme gerçekleşmiştir. Eğer dedeleriniz okuma yazma bilen yönetici kişilerden değilse, zaten dedelerinizin dilinden çok başka bir dil konuşmamaktasınız. Kuşaklar arasındaki anlaşmazlık dilden değil, sıradan bir kuşak ayrılığından ileri gelmektedir. Birçok yeni terim ve çağın gelişmeleri ile böyle bir ayrılık oluşmaktadır. Dilden kaynaklanan ayrılık ise çok azdır. Ancak Osmanlı'nın yazı dilini öğrenmiş ve kullanmış dedeler ile önemli bir ayrılık olduğu doğrudur.

Günümüzdeki Türkçe, Osmanlı dönemine kullanılan saray dilinden çok farklıdır. O dönemdeki belgeler veya yapıtların okunması bugünkü dille zordur. Ancak Çok daha eski atalarımızın, örneğin Göktürklerin yazdıklarını bugünkü dilimizle kolaylıkla anlayabilmekteyiz. Bu da bize göstermektedir ki; dili bozan Osmanlı dönemi, özüne döndüren ise Cumhuriyet döneminde başlayan özleşme çalışmalarıdır. Belki birkaç yüzyıl önceki atalarımızla dil bağımız azalmıştır, ancak 1500 yıl önceki atalarımızla bağımız güçlenmiştir.

Ayrıca bugün Baki (16. yy), Nabi (17. yy), Nedim (18. yy) gibi divan şairlerinin şiirlerini anlamaz iken, Köroğlu (16. yy), Karacaoğlan (17. yy), Kazak Abdal (17. yy), Dadaloğlu (18. yy) gibi halk ozanlarının şiirlerini açıkça anlayabilmekteyiz. Bu durum bile, özleşmenin halkın diline yakınlaşma olduğu gerçeğini göstermektedir. Köroğlu, Karacaoğlan, kazak Abdal ve Dadaloğlu da Osmanlı saray çevresindeki şairler kadar, hatta onlardan daha çok atamız değil midir? Göktürklerden kalan yazılı kaynaklarda (6-7. yüzyıl), yabancı sözcük oranı %1'den az iken, Dede Korkut Öyküleri'nde (yaklaşık 6-8. yüzyıl) %5,3 olmuş, Yunus Emre'de (13-14. yüzyıl) %14 olmuş, Dede Korkut Kitabı'nda (yazıya geçirilişi 15-16. yüzyıl) %17'ye çıkmış, Baki'de (16. yüzyıl) %65 olmuş, Nefi'de (16. yüzyıl) %60 dolayına gelmiş, Nabi'de (17. yüzyıl) %54 ve Nedim'de (18. yüzyıl) %47 dolaylarında görülmüştür. 19. yüzyıl gazetelerinde ise bu oran %70 iken günümüzde TDK sözlüğünde %14'e inmiştir. Sarayda yad sözcük kullanımı %50'lerin üzerinde iken, halk yazınında bu oran %20'ye bile ulaşmamıştır. Aşık Paşa gibi aydınlar ve gölge oyunları, orta oyunu gibi halk eğlencelerinde, yad sözcük kullananarla inceden dalga geçilir. Halk, bu yadlaşmayı hiç onaylamamıştır. O zaman atalarımızın yapıtlarını anlayamadığımız savı geçersizdir. Bizim anlayamadığımız, kendini halktan üstün gören, halktan kopuk bir topluluk dilidir. Dolayısıyla, özleşme bizim atalarımızdan kopmamızı değil, tersine atalarımızla yeniden bağ kurmamızı sağlamıştır.

Ayrıca, "Türkçeleştirme yüzünden dedeler torunlarını, torunlar da dedelerini anlayamaz oldu" deniyor. Böylelikle sanki Türkçeleştirmenin kuşaklar arası kopukluğa yol açtığı savı sözde güçlendirilmiş oluyor. Oysa dede ile torunun birbirini anlamaması "kuşak çatışması" denen bir olgudan ileri gelir. Bu durum, bilimin hızlı ilerlemesinin sonucudur. Bunun dille ilgisi çok azdır. Abartılan dille ilgili olan bölümü bile gerçeklere dayanmamaktadır. Nitekim, dedenin dili bol Arapça ve Farsça sözcükler içerir. Tümüyle Türkçe değildir. Burada suçlanması gereken Türkçeleştirme akımı değil, geçmişte olmuş olan dil yozlaşmasıdır. Türkçeyi yabancı sözcüklerin elinde yok olma noktasına getiren anlayış, yüzyıllarca uğraşarak dili bozmuştur ve geri kalmasına neden olmuştur. Geçen sürev içinde ilerleyen bilim ve ortaya çıkan yeni kavramlar Türkçe yerine Arapçadan, Farsçadan alınan sözcüklerle veya bu dillerden alınan köklerden türetilen sözcüklerle karşılanmış, Türkçe yoksul ve güçsüz bırakılmıştır. Bu yozlaşmanın sorumlusu Türkçeleştirme akımı değildir. Türkçeleştirme akımı, bu yaraları sarmak için çabalayan bir akımdır. Eğer dede ile torun birbirini anlamıyorsa, bu torunun bir sözcüğün Türkçesini kullanmasından değil, dedenin aynı sözcüğün yabancı bir dildeki karşılığını kullanmasından ileri gelmektedir. Ek olarak; günümüzde batı dillerine özenmek de bu durumu tersine çevirmektedir. Dedenin bildiği Türkçe sözcük, torunun dilinde batı dilindeki karşılığına dönüşebilmektedir. Bu da en az az önce değinilen durum kadar yanlıştır.

Tüm bu savlara ek olarak, bir kuyruklu yalan daha verelim: Neymiş? İngilizler bin yıl önceki yazılarını okuyup anlayabiliyormuş. Ancak biz yapamıyormuşuz. Neden? Çünkü Dilimizden Arapça ve Farsça sözcükleri temizlemişiz. Hepsi Atatürk'ün suçuymuş. Bizden başka atalarının dediklerini anlamak için çevirmene gerek duyan yokmuş...

Türkçe dışında hiçbir dilde bin yıl önceki yazı okunamaz. Kaldı ki, bin yıl önce İngilizce yoktu. 12. yy'da birden ona kadar İngilizce (o zamanın Anglosakson dili) ile saysanız, İngiltere Kraliçesi bile anlamaz. Şekspir'in 16. yy'da yazdığı yapıtlar onlarca kez o günün İngilizcesine uyarlanarak değişmiş, bugüne dek gelmiştir. Şekspir'in o gün yazdıklarını, o günün diliyle hiçbir İngiliz (o dönemin dilinde uzman değilse) anlamaz. Hatta Magna Carta denilen, İngiliz tarihindeki ilk yazılı anlaşma bile, İngilizce o dönemde yazı dili olmadığından, Latince yazılmıştır... Aynı durum diğer diller için de geçerlidir.

Atatürk'ün başlattığı dil devrimi, bizim bin yıl önceki atalarımızı anlamamızı sağladı. Dlimizi özüne döndürdü. Yoksa biz de anlayamazdık atalarımızı. Ancak bugün Göktürk Yazıtlarını anlayabiliyoruz. Dil devriminin özümüze dönmek için yaptığını, tam tersinden anlayıp "atalarımızla bağımız koparıldı" diyenler ya bilgisizdir ya da Türk ve Türkçe düşmanıdır. Bu dayanaksız sözlerle ne yazık ki çok kişiyi kandırıyorlar. Artık uyanalım...





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Evlenme, boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikâh sağlam kalmazdı. - (Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü