Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

BİR SÖZCÜĞÜN HANGİ DİLDEN OLDUĞU ÖNEMSİZ Mİ? - 07.03.2014
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Türkçeleşmeyi yeterince önemsemeyen bazıları, "Kullandığımız sözcüğün hangi dilden olduğunun ne önemi var? Önemli olan anlamak değil mi? Dilde faşistlik yapmayın" diyorlar. Gelin bu sava yanıt verelim:

Dil, bir toplumun ekinin (kültürünün) en önemli taşıyıcısıdır. Gelecek kuşaklara ekinin aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Dili oluşturan sözcükler de bu aracın parçalarıdır. Bir ulusun ekinini; düşünme biçimi, doğaya ve olaylara bakış açısı belirler.

Sözcük türetmek, düşünce üretmektir. Tüm düşünceleri bir ulusun üretmesi olanaksızdır. Doğal olarak, diğer ulusların ürettikleri düşünce, aygıt ve kavramları da almak ve kullanmak durumundayız. Ancak yeni kavramlar için başka bir dilden bir sözcüğü almak, o dili konuşan kişilerin düşüncelerini ve ekinsel yaklaşımlarını da olduğu gibi almaktır. Oysa o kavramı karşılayan sözcüklere kendi dilimizde karşılık türettiğimizde; kendimize göre yorumluyor, ekinimize uygun biçime sokmuş oluyor, kendimizden bir nenler katmış oluyoruz. Bu durumu örneklerle açıklayalım:

Dildeki sözcüklerin kök ve ek ilişkileri düşünce biçimini yansıtır. Aynı kökten türeyen sözcüklerin arasında anlamsal ilişki olduğu düşünülebilir. Cengiz Özakıncı buna "masabaşı antropolojisi" adını vermektedir. Örneğin; "tut-" kökünden türeyen, tutku, tutuklu, tutanak, vb. sözcüklerinin arasında anlamsal bir ilişki vardır. Çünkü aynı kökün kolları, aynı ağacın dalları gibidirler. Yine aynı ekle türetilen sözcüklerde de bu durum görülür. Örneğin elektrik devre üyeleri olan direnç, üreteç, sığaç gibi aygıtların tümü, "-ç" yapım eki ile türemiştir. Bu ek, eylemlere gelip, o eylemde belirtilen işi yapan aygıt adı türetir. Bu durum, düşünceyi beyinde düzgün yerleştirmeye, örgütlemeye yardımcı olur. Ulusu oluşturan kişilerin, kavramlar üzerinde birlik kurmasını ve ekinsel, ulusal bir algı oluşmasını sağlar.

Başka bir örnek olarak; bilgisayarı ele alalım. Bu aygıtı bulanlar, ona İngilizce olarak "computer" adını vermişlerdir. İngilizce "compute" kökünden türetmişlerdir. Anlamı "hesap yapmak" olan bu eylem, ABD'lilerin bu aygıtı hesaplayıcı bir aygıt olarak gördüğünü gösterir. Ancak biz bilgisayar sözcüğünü türetirken, bu aygıtın bilgiye ulaşmak ve bilgiyi ortaya dökmek için kullanılan bir araç olduğu düşüncesini öne çıkarırız. Bu yüzden bilgisayar sözcüğünü kullanırız. Yine başka bir örnek olarak; Yunanca "kozmoz" sözcüğü "kozmetik" ile kökteştir. Bu sözcüklerin ortak kökü, "süs" anlamına gelir. Oysa biz bu kavrama Türkçede "evren" deriz. Kökü "evir-" eylemidir. Sürekli dönüşen, evrilen, değişen ve dönen bir yapıyı düşlemişiz ve bu adı vermişiz. Oysa Yunanlar onu bir süs olarak görmüşler.

Dünyadaki düşünce varlığına, bilime ve düşüne katkıda bulunmak istiyorsak, dilimizdeki her kavram Türkçe olmalı, ekinimizden bir parça barındırmalıdır. Ekinimizin bozulmaması ve kendi ekinimizle gelişmemiz için tek yol, kavramlara Türkçe sözcükler üretmek ve onları kullanmaktır. Başka bir dilden olan kavrama Türkçe sözcük üretirken, düşünce dünyamızı da geliştirmiş oluruz. Bu da bizi öykünen değil, üreten bir toplum olmaya bir adım daha yaklaştırır...





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Bilgeliğin en sağlam belirtisi kalıcı bir sevinçtir. - (Montaigne)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Hayati gerçekleri bilerek, bilmeyenlere de uygun bir yol ile veya zor ileanlatarak amacımıza yürüyeceğiz... Bizi o amaca varmaktan alıkoyan ikikuvvet vardır. Biri dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge haline koymak için ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar,muhterem babalar, bizim için bunlardan daha zararlı, daha öldürücü birsınıf daha vardır: O da içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir.Aklı eren memleketini seven, gerçeği gören kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizde böyleleri çıkarsa onlar ya aklı ermeyen cahiller, yamemleketini sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz cahildediğimizi zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kasdetmiyoruz.Kasdettiğim ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyükcahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de, özellikle sizleriniçinizde görüldüğü gibi gerçeği gören bilginler çıkar. (1923)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü