Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

DİLDE SÖMÜRÜCÜLÜK - 02.06.2014
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Çok değil, bundan yaklaşık 100 yıl kadar önce "don" sözcüğü her türlü giysi için kullanılırdı. Donanmak, donatmak, donanma, donatı gibi birçok sözcüğe köken olan bu sözcüğümüzün gerçek anlamı, "giyilen her şey" idi. Önce Arapçadan gelen "kıyafet" sözü çok kullanılır oldu ve don sözcüğü kaba sayılmaya başlandı. Ardından "don" sözcüğü, yalnızca içe giyilen giysilere (önce "iç don" olarak, sonra doğrudan "don" olarak) indirgendi. Kaba olduğundan görünmeyen giysilere layık görüldü. Dışa giyilen, görünen giysiler için Arapça "kıyafet" dendi. O da yetmedi... Bir süre sonra Fransızcadan "atlet", İtalyancadan "fanila" gibi sözcükler yaygınlaşınca, "don" yalnızca alta giyilen iç giysisine kadar indi. Ancak "don" sözcüğüne onu bile layık görmediler. Kaba gördüler. Bu yüzden Fransızcadan "külot" sözcüğü geldi. Don hepten kaba oldu. Çok seyrek kullanılır oldu...

İşte, kendi sözcüklerimizi önce böyle kabalaştırıp, değerini düşürüyoruz. Onun anlamını daha kötü olanlara doğru itekliyoruz. En sonunda dilimizden atıp, unutuyoruz. Yerine ise bize daha "kibar" gelen yabancı sözcükleri yerleştiriveriyoruz. Dilimiz böyle özünden kopuyor ve yabancılaşıyor. Türkçe sözcüklerin sayısı azalıyor. Sonra da deniyor ki, "Türkçe yetersiz bir dil." Hayır... Yetersiz olan bizim özgüvenimiz. Geçmişte Türklerin; insan, adam, rüya, akıl, vb. gibi birçok kavrama karşılık bulmadığını mı sanıyorsunuz? Hepsinin karşılığı vardı. Hepsi "don" sözcüğünün yazgısını paylaştı ve bu yollarla unutturuldu...

Türkçenin hor görülmesine en güzel örneklerden biri, belki de “Balyemez” örneğidir. İtalyancada “yarım top” anlamına gelen “Ballamezza” sözcüğü Osmanlı döneminde (16. yy) dilimize geçmiştir. Osmanlı’nın Venediklilere yaptırdığı bu savaş topu, demirbaşa “Balyemez” olarak işlenmiştir. İleriki yıllarda (17. yy) ise bu sözcüğün kökünü bilmeyen görevlilerce Farsçaya çevrilerek demirbaşa “asel ne-mihored” (bal yemez) olarak geçirilmiştir. Bu örnek, o dönemde dilimizdeki Türkçe sözcüklere karşı hor görme anlayışını ortaya koyması açısından önemlidir. Bir sözcüğün hor görülüp, “güzel” sayılan Farsçaya çevrilmesi için Türkçe gibi görülmesi bile yeterlidir.

Sömürücülük dille başlar. O ülkenin sözcüklerine saldırır. Önce o ülkenin dilinin sözcüklerini kaba ve çirkin gösterir. Ardından kendi dilindeki sözcüğü ince ve güzel gösterir. O sözcükleri kullananları bilge, bilgili, üstün gösterir. Kendi dilindeki sözcükleri kullananları ise aşağılar. Ardından kendi dilinin "evrensel" olduğuna inandırır herkesi. O dili bilmeyenlerin iş bulamayacağını, iyi eğitim alamayacağını, yükselemeyeceğini söyler. Bu düşünceleri dayatır. Bu aşamada, "evrensel dil" yalanına inanan herkes, sömürünün kölesi olmuştur bile. Ulusal özgüven kırılmış, yabancıya özenme yaygınlaşmıştır. Bu duruma karşı çıkanlar engellenir. Onlarla dalga geçilir. Onların "dünyadan kopuk" oldukları ileri sürülür. "Faşist" denir. Çağdışı denir. Yabancı dilden gelen sözcükleri kullanmak çağdaşlıktır çünkü onlar için. O dilden sözcüklerin dile girmesine karşı olmak, sanki o dile, o ulusa, o uygarlığa toptan karşı olmak gibidir onlar için. "Arabayı yapanı beğenmiyorsan neden biniyorsun?" gibi saçma sorular sorarlar. "Yerlisini yapalım, ona binelim" dediğinizde gülerler. "Biz beceremeyiz" derler ve uyuşukluklarına bahane bulurlar. "Türkçe kaynak yok" derler. "Yazalım, yabancıları çevirelim" dersiniz, burun kıvırırlar. Siz yapmaya kalktığınızda da beğenmezler. Yine yabancısının peşinden giderler. Çünkü artık onların tini ve yüreği yabancılaşmıştır.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Her şey olma özgürlüğümüz vardır, yalnızca özgür olmama özgürlüğümüz yoktur. - (Sartre)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri vekurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü