Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Toplantılar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

DİL VE ABECE İLİŞKİSİ - 09.11.2014
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Ne yazık ki dil ve abeceyi aynı sanan çok kişi var. İkisi bambaşka olgulardır. Herhangi bir dil, herhangi bir abece ile yazılabilir. Daha doğrusu, yazılmaya çalışılabilir. Nitekim, binlerce yıllık Türkçe; Göktürk, Soğdak, Uygur, Çin, Kiril, Arap, Latin, İbrani ve daha birçok abece ile yazılmıştır. Ancak her dil her abeceye uymaz.

Bizim abece değiştirip Latin temelli bir abeceye geçmemizi eleştiren kişiler, bol bol "Japonlar, Çinliler abecelerini değiştirmediler ve ilerlediler. Onlarda okuma yazma sorun olmadı" diyor. İşte bu sığ düşüncenin bilimsel en küçük bir yanı bile yok. Abeceler ortaya çıkarken, ilk ortaya çıktıkları dilin ses değerlerine göre biçim alırlar. Çinliler Çincenin özelliklerini, Japonlar Japoncanın özelliklerini, Ruslar Rusçanın özelliklerini yansıtan birer abece kullanırlar. Çinceyi başka abece ile yazmaya kalkışırsanız, çok karışıklığa yol açar. Çünkü Çincede okunuştaki vurgu bile anlamı tümüyle değiştirir. Bu durumda Çinceye en uygun abece şu an kullandıkları abecedir. Kısacası, her dil başka abecelerle zorlamayla bile olsa yazılabilse de, o dile en uygun abeceyi bulmak önemlidir. O dilin ses değerlerini en iyi karşılayan abeceyi kullanmak, hem okuma yazmayı kolaylaştıracak, hem de dili daha etkin kullanmayı sağlayacaktır. Bu durumda, Türkçeye en uygun abece hangisidir? Bu sorunun yanıtı önemlidir...

Yazı devriminden önce Türkçe, Arap abecesini temel alan Osmanlı abecesini kullanmaktaydı. Daha çok Fars abecesini andıran bu abece Türkçe için pek de uygun değildi. Örneğin; Arap Abecesinde birden çok k ve birden çok t sesi varken, yalnızca üç adet ünlü vardır. Bunun nedeni, Arapçanın ses özellikleri idi. Arapça ünsüzler üzerine kurulu bir dildir. Bu yüzden dudaktan, damaktan, gırtlaktan çıkan aynı ünsüz sesin değişik biçimleri için ayrı ayrı simgeler ortaya çıkardılar, ancak üç ünlüyle yetindiler. Bu doğaldır. Çünkü Arap Abecesi, Arapçanın özelliklerini temel almaktaydı. Bu yüzdendir ki, Arap diline benzeyen diller de bu abeceyi kullanmakta zorlanmazlar. Ancak Türkçede sekiz ünlü ses vardır ve ünlüleri temel alan bir dildir. Bu dile üç ünlünün simgeleştirildiği bir abecenin yetmesi olanaksızdır. Ayrıca Türkçe için örneğin birden çok t sesine gereksinim de yoktu. Çünkü Türkçede ünsüzler tek tektir. Değişik biçimleri bulunmaz. Gereksiz sayıda ünsüzü olan ancak yeterince ünlüsü olmayan Arap tabanlı bir abecenin Türkçeye uymayacağı açıktır. Osmanlı; bu sorunu görmüş, abeceyi iyileştirme çalışmaları yapmıştır. Ancak bu çalışmalar yetersiz kalmıştır. Yönetiminde Arapların da olması, bu abecenin değiştirilmesini iyice zora sokmuştur. Ancak buna karşın 19. yy'da II. Abdülhamit'in de içinde olduğu birçok sultan, Latin Abecesine geçişi ciddi ciddi tartışmıştır. Ancak Arap tebaanın varlığı ve bu konuda tutucuların tepkileri, hep sorun olmuş ve ertelenmiştir. İkinci Abdülhamit Han, padişahlıktan indirildikten hemen sonra “Siyasi Hatıralarım” adlı bir betik (kitap) yazmıştır. Bugün bu betik tüm betiksatıcılarında, günümüz Türkçesi ile bulunabilir. Bu betikte şöyle bir söz geçer: “Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur. “(Siyasi Hatıralarım, bet 192)

Türkçenin en saf biçimi, Göktürk abecesi ile yazılmış biçimidir. Çünkü ünlü uyumları üzerine kurulu bir abecedir ve bu abece ile Türkçe yazılsın diye oluşturulmuştur. Türkçenin özelliklerini temel alır. Ancak uzun zaman kullanılmadığından ve yazı devrimi sırasında daha tümüyle çözülememiş olduğundan o dönemde kullanılması olanaksızdı. Çünkü zamanla dilde yaşanan doğal değişimler sonucu ortaya çıkan h, v, f, c gibi seslerin Göktürk Abecesinde olmaması işi zora sokuyordu. Kaldı ki, o günlerde sözlükteki sözcüklerin yalnızca %30'u Türkçe idi. Yabancı sözcüklerin Göktürk Abecesi ile yazılması neredeyse olanaksızdı. Bu yüzden 1928'de bu abeceye geçmek olanaksızdı.

Diğer tüm abeceler içinde en uygunu Latin Abecesi idi. Çünkü ses değerlerini karşılamasının yanı sıra, her ses için ayrı bir simge kullanılıyor oluşu, okuma ve yazmayı kolaylaştırıyordu. Diğer yandan, bu abecenin kökeni de kökleri eski Türklere uzanan Etrüsklere dayanmaktaydı. Bu abecenin eski Türk damgalarının zamanla değişmiş biçimi olduğu görüşü o günlerde egemen bir görüştü. Günümüzde de yanlışlanmamış, tersine destekleyen kanıtlar ortaya konmuş bir bilimsel görüştür. Diğer yandan, o günlerde SSCB'nin egemenliğinde olan Türk yurtlarında Latin Abecesi kullanılmaktaydı. Ruslar, kendileri Kiril Abecesi kullanmalarına karşın, 1930'a dek Türklere Latin Abecesi kullandırmışlardı. Durum böyle iken, Türk yazı birliği için 1928'de Latin Abecesi en iyi seçenek olmuştur.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Eğer bir kadına bir çiçekle vuracaksanız, gülü tercih edin, hiç olmazsa sapı dikenlidir. - (Henri de Regnier)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Bugünekadar ekonomik alandaarzu ettiğimiz derecede büyük başarılargörülmüyorsa, bunu doğalkarşılamak lazımdır. Bu, Türk Milleti ekonomikalanda kabiliyetsizdirdemek değildir. Bunu belki diyenler vardır.Fakat bunlar TürkMilleti'nin gerçek tarihini bilmeyenler ve onu gerçekdeğeriyletanımamış olanlardır.


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü