Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

YAZI DİLİ OLAN TÜRKÇEYİ ANADOLU'DA KURTARANLAR - 23.01.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Göktürkler döneminde neredeyse tümüyle Türkçe yazılan ve Türkçe konuşulan bir dönem vardı. Ardından Uygurlar ve Karahanlılar döneminde de Türkçe egemendi. Uygurlular Budacılık ve Mani inancı gibi inançlara iye olsalar da, o inançların yapıtları başta olmak üzere birçok yabancı yapıtı Uygur Türkçesine çevirmişlerdi. Karahanlılar ise, ilk Müslüman Türk devletlerinden olmalarına karşın, devletin başındakiler (Satuk Buğra gibi) Türkçe adlarını sürdürüyor, yazı dili olarak da Türkçeyi ağırlıklı olarak kullanıyorlardı. Bu dönemde Kutadgu Bilig (1070'li yıllar) gibi güçlü yazınsal değeri olan bir yapıt ortaya çıkabilmişti. Kutadgu Bilig'deki sözcüklerin yaklaşık %90'ı Türkçe kökenli idi.

Sonraki 200 yıl, Türkçe için karanlık bir dönemdir. Gazneliler ve Selçuklular, Arapça ve Farsçayı el üstünde tutmuşlar, yazın dili olarak Farsçayı, bilim dili olarak da Arapçayı öne çıkarmışlardı. Bu yüzden yazılı yapıtlar da bu iki dilde verilmekteydi. Türkçe yazanlar hor görülür, küçümsenirdi. Türkçenin Uygur ve Arap abeceleri ile yazımının kuralları da yoktu. Bu yüzden yazmak da güçtü. Yazım kuralları belli olmayınca, Türkçe yazıldığında eleştirilmek ve alay konusu olmak kaçınılmazdı. Türkçenin dilbilgisi kuralları da açık biçimde ortaya konmamıştı. Bu durum da aydınları Arapça ve Farsça yazmaya itiyordu. Zaten bu dilleri Türkçeden bile iyi biliyorlardı. Türkçe yalnızca günlük konuşma dilinde kullanılan bir dil biçimine gelmişti. Türkçe o güne dek yazı dili olarak işlenmemiş ve bu nedenden ötürü Arapça ve Farsçaya göre anlatımı güçsüzleşmişti.

Anadolu'da da durum çok başka değildi. Anadolu Selçukluları da Büyük Selçuklu gibi Farsça ve Arapçaya yönelmişlerdi. Yalnızca çoğunlukla Farsça yazıyor olmasına karşın Mevlana, halk anlasın diye çok az da olsa Türkçe de yazmıştı. Yine de çok yetersizdi. Ta ki beylikler dönemine dek...

13 Mayıs 1277'ye gelindiğinde işler değişti. Karaman Bey'in oğlu Mehmet Bey'in okuduğu buyruk ile Türkçe kamusal dil olarak duyuruldu. Beylikler dönemi, Türkçe için aydınlığın başlangıcı idi. Bundan sonra, üç öncü, Türkçeyi Arapça ve Farsça karşısında yazı dili biçimine sokmuştur: Gülşehri, Yunus Emre ve Aşık Paşa...

İlk yapıtlarını Farsça vermiş olan Güşehri, artık yapıtlarını Türkçe vermeye başlamıştı. İlk kez Türkçe divan yazmış, Türkçe yazanları hor görenleri eleştirmiştir. Türkçe yazmaktan utanmadığını yapıtlarında dile getirmiştir. Gülşehri, yine de Türkçenin anlatım gücünün yükselmesinde yeterince etkili olamadı. Ancak Türkçe yazacaklar için yol açtı. Ardından gelen Yunus Emre, Türkçenin anlatım gücünü öyle yukarılara taşıdı ki, artık Türkçenin "yetersiz" olduğunu söylemek olanaksız olmuştu. 200 yıllık körelmeyi aştı ve Türkçe yazınsal yapıt verme konusunda öncülerden oldu. Türkçe, artık bir "gönül dili" idi. Ancak Türkçenin dilbilgisi açısından ele alınmamış olduğu bir gerçekti. Bu açığı gören ve bu açığın kapatılması gerektiğini savunan Aşık Paşa, Türkçenin ilk dilbilimcilerinden sayılır. Türkçe yapıtlar veren bu üç aydın ile dilimiz Osmanlı döneminden önce yazı dili olmuştu. Bundan sonra da her ne kadar yabancı sözler ve dilbilgisi kuralları ile Türkçe yıpratılmış olsa da yazı dili olarak kalmıştır.

Kısacası, Türkçenin Anadolu'da varlığını dört kişiye borçlu olduğumuz söylenebilir: Karaman Bey'in oğlu Mehmet Bey, Gülşehri, Yunus Emre ve Aşık Paşa... Bunlara, beşinci kişi olarak Mevlana'nın oğlu Sultan Veled'i de eklemek gerekir. Babasının tersine, çoğunlukla Türkçe yazmıştır.

Yaklaşık 750 yıl sonra Türkçenin yok olmasını engelleyen ve yeniden ayağa kaldıran Mustafa Kemal Atatürk'ü de unutmamak gerekir...





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Sevilmeyen yol kalabalıkta bile olsa ıssızdır. - (Rabindranath Tagore )
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Milletimizin hedefi, milletimizin ideali bütün dünyada tam anlamı ile medeni bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin varlığı, kıymeti,hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medenieserlerle uyumludur. Medeni eser meydana getirmek kabiliyetinden yoksunolan kavimler, hürriyet ve bağımsızlıklarından ayrı tutulmayamahkûmdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu dediğimi doğrulamaktadır. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak, hayatın şartıdır. Bu yolüzerinde duraksayanlar veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriyebakmak cahilliği ve tedbirsizliğinde bulunanlar, medeniyetin coşkunseli altında boğulmaya mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, ekonomik hayatta, ilim ve fensahasında başarılı olmak için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. Hayatve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme, gelişme veyenilenmesi zorunludur. Medeniyetin buluşlarının, tekniğin harikalarının, dünyayı değişiklikten değişikliğe uğrattığı bir devirde,asırlık köhne zihniyetlerle, geçmişe bağlılıkla varlığın korunmasımümkün değildir. (1924)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü