Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

GÖKTÜRK ABECESİ BİZİM DEĞİL Mİ? - 25.02.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Kimileri, "Göktürk abecesi diye bir şey yok. O Runik abecedir. Bizim değildir, Avrupalılarındır." diyor. Bu kişiler tarih bilmiyor, dilbilim bilmiyor, simgebilim bilmiyor, kazıbilim bilmiyor... Bu kişiler kulaktan dolma olarak batılı üç beş kişinin söylediklerini yineliyor. Gerçek nedir ve bunlar nerede yanılıyor? Açıklayalım...

Avrupa'nın runik yazısı ile bizim Göktürk adını verdiğimiz yazımız ne kadar benzemektedir? Benzerlik, simgelerden çok simgelerin çizim biçimidir. Aynı ses için aynı simgenin kullanılması neredeyse hiç görülmez. Ancak aynı veya benzer simgelerin olduğu da yadsınamaz. Bu simgeler, genelde başka başka sesleri göstermek için kullanılmıştır. Bunun dışında, belirgin biçimde ayrı simgeler de azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak her iki yazıyı da okumayı bilmeyen birinin ilk gördüğünde aynı yazı sanması olasıdır.

Öncelikle "Runik yazı" nedir ve "runik" ne demektir, onu açıklayalım. Britanya adasında, Futhark adı verilen, yine İskandinavya'da ve Cermenlerin yaşadığı bölgelerde Göktürk abecesine benzeyen bir takım yazılar bulunmuştur. Bu yazılara, "Runik yazı" deniştir. Runik sözcüğü, eski Almancadaki "rune" (gizli, bilinmeyen) sözcüğünden gelir. Çünkü bu yazılar ilk bulunduklarında kimler tarafından yazıldığı ve ne zaman yazıldığı, orada ne yazdığı bilinmiyordu. Bu yüzden bu ad verildi. Bu durum, bilimde denk gelinen bir durumdur. Nitekim, Röntgen ışınları ilk belirlendiğinde kaynağı bilinmediğinden, "bilinmeyen ışın" anlamında "x ışını" denmişti. Bu durum da ona benzer.

Avrupa'da bulunan runik yazılı nesneler, Özellikle eski geleneklerini sürdüren Kelt topluluklarında MS 19. yy.a değin giderek azalan biçimde kullanılmıştır. Ancak Avrupa'da belirlenmiş en eski yazı benzeri çizimler, yaklaşık 2. yy.a tarihlendirilmiştir. Bu yazıdan çok çizime benzeyen ilk biçimler, yazı denebilecek biçimde, ilk kez 8. yy.da belirlenebilmiştir. 8. yy.dan daha öncesinde Avrupa'da runik yazıya denk gelinmez. Bu yazının ilk çıkış yeri İskandinavya ve Kuzey Almanya'dır. Yazı, Viking saldırıları sırasında, Sakson saldırıları sırasında Britanya'ya taşınmıştır. Latin abecesinden etkilenmiş olduğu, kullanılan simgelerden açıkça bellidir. Eski biçimlerinin de kökeni daha bilinmemektedir. Birden bire ortaya çıkmış gibi görünmektedir. Öncesi ile ilgili belirgin bir bilgi olmaması, bu yazının etkilenmelerle ortaya çıktığı düşüncesini oluşturmaktadır.

Gelelim Göktürk veya Orhun adı verilen abecemize... Bu abecenin adının "Göktürk" veya "Orhun" olması sizi yanıltmasın. İlk geniş çapta bulunan örnekleri Göktürkler döneminden (8. yy.) olması ve yazıtların Orhun Irmağı kıyısında olması nedeniyle bu adlar verilmiştir. En son örnekleri 11. yy'da görülmüş olsa da bu abecenin geçmişi çok daha eskidir. Abecemizin Yenisey başta olmak üzere birçok kurgan alanlarında yazılı yüzden çok nesne vardır. Genellikle birkaç satırı geçmeyen kısa yazılardır bunlar. Tarihlendirme yapıldığında, şimdilik en eskisi M.Ö. 5. yy.dan kalma Esik Kurganı'dır. İki satır yazının yer aldığı bu kurgan, "Altın Elbiseli Adam" diye bilinen yapıtların da bulunduğu kurgan, Kazakistan'da ortaya çıkarılmıştır. Eski Kurganı'nda açıkça yazı biçimini almış olan abecemizin, en az 2500 yıl öncesine dayandığı bilinmektedir. Avrupa'da bulunan en eski yazı örneği ile arasında 13 yy.lık fark vardır. Demeli, bizim atalarımız bu tür yazıyı Avrupalıların atalarından en az 1300 yıl kadar daha önce kullanmaya başlamışlardır. Bu bilim çevrelerince bilinen, bilimsel bir gerçektir.

Bu savları ileri sürenlerin atladığı diğer bir konu da yazının kökeni ile ilgili bilgilerimizdir. Avrupa'daki runik yazının kökeni ile ilgili yeterli bilgi ve bulgu olmadığını belirtmiştik. Ancak Göktürk yazısının kökeni ile ilgili ortaya atılan kuramlardan usa oldukça yatkın olan biri, diğerlerinden belirgin biçimde öne çıkmıştır ve kabul görmüştür. Buna göre, abecemizin kaya çizimlerinden sürev içinde simgeleşerek oluştuğu düşüncesidir. Demeli, atalarımız kayalara çizdikleri gerçek nesnelerin bedizlerini (resimlerini), sürev içinde daha hızlı ve simgesel anlatma gereksinimiyle ayrıntılarını azaltmışlar, birer simgeye dönüştürmüşler. Sürev içinde o simgeler nesneleri değil, seslemleri ve daha sonra da sesleri anlatmak için kullanılır olmuştur. Bu süreç, kayalara çizilen bedizlerden yazıya geçişin göstergelerini, kazıbilimsel kanıtlarını gerektirmektedir. Bu kanıtlar, Servet Somuncuoğlu'nca belgelenmiştir. Saymalıtaş başta olmak üzere Orta Asya'da, dağların doruklarına yakın bölgelerde aranan kaya bedizleri bulunmuş ve belgelenmiştir. Bu çizimlerde, yazıya geçiş görülebilmektedir. Kısacası, yazıyı başkalarından almadıkları, sürev içinde çizimlerden yararlanarak kendilerinin geliştirdikleri belgelidir.

Avrupa'daki runik yazıların ve Orta Asya'daki yazıların benzerliklerinin nedenleri ne olabilir? Bu konuda da bilim bize çok açık bilgiler vermektedir. Bilimcilere göre, ilk topluluklar Afrika'dan çıktıktan sonra Asya'ya yerleşmiş, oradan Okyanusya adalarına ve Avrupa'ya yayılmışlardır. Dolayısıyla uygarlığın ilk beşiği Asya'dır. Asya'dan Avrupa'ya yaklaşık 7-8 bin yıl önce toplu göçlerin olduğu bilinmektedir. O dönemlerde daha yazı tümüyle geliştirilmemiş olsa da tarih boyunca sürekli olarak Asya'dan Avrupa'ya göç olmuştur. Dolayısıyla, Asya'dan bazı simgelerin Avrupa'ya taşınmış olması da doğaldır. Kaldı ki, Avrupa'da bu yazının 8. yy. ile 18. yy. arasında görülmesi, Türklerde ise MÖ 5.yy. ile 11. yy. arasında görülmesi unutulmamalıdır. Avrupa'da bu yazı ilk kez kullanılmadan 400 yıl kadar önce, demeli 4. yy.da Avrupa'ya akınlar düzenlemiş olan Attila'nın Cermen toplulukları ile yakın ilişkiler kurmuş olması gibi etkenler de gözden kaçırılmamalıdır.

Kısacası, adına ne derseniz deyin, Göktürk abecesi diye bildiğimiz bu yazı bizimdir. Atalarımız kendi yaşayışlarından türetmişlerdir. İleri sürüldüğü gibi kimseden almamışlardır. Bu savları ileri sürenlerin asıl amacı, "Türkler yazı üretemeyecek düzeyde, barbar ve uygarlık bilmez bir toplumdu. Savaşmaktan ve yağmalamaktan başka nen bilmezlerdi. Türkler, Müslüman olduktan sonra ancak uygarlık görmüştür." düşüncesini benimsetmektir. Bu yüzden bu tür yalanlara başvurmaktadırlar. Oysa gerçekler açıktır. Güneş balçıkla sıvanmaz...





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak. - (Mevlana Celaleddin Rumi)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
? Her zoraki çalışma, sert ve ağır gelir. İnsanın çalışmaktan hoşlanması ve zevk duyması için, mesleğini, yeteneklerine uygun ve kuvveti ileuyumlu olarak seçmiş olması lazımdır. Bu nedenle, gençlikte en önemlimesele meslek seçimidir. Kişisel mutluluk ve aynı zamanda sosyal çıkar,buna bağlıdır. Herkes, yeteneği ile uyumlu bir mevkide bulunmalıdır. Genellikle, bir mesleğin görünüşteki faydalarına kapılan bir genç ovazifenin zorluklarıyla uyumlu bir şekilde yeteneklerini geliştirememişise, çok fazla ve faydasız çalışmaya mecbur olur. Ya hiç başarılıolamaz veya aşağı bir derecede kalır ve kendinden de memnun olmaz. Bundan fazla olarak, başkasının daha yararlı olacağı bir mevki itutmakla, haksızlık etmiş olur. Gençler, kıskançlıktan ve başkalarının elde ettikleri parlak sonuçlar hayalinden sakınılmalıdır. Tedbirli olmave sosyal vazife kaygusu bunu gerektirir. Biri subay üniformasının sırmaları hoşuna gittiği için asker olmak ister, birdiğeri de, bir yazarın veya bir ressamın kazandığı servet ve şöhretgözlerini kamaştırdığından, zeka ve öğrenimini gözönüne almadan, yazarveya sanatkâr olmak isterse, bu gibi hareketlerin sonucu genellikle hayal kırıklığıdır. Diğer bir görüşle bu gibiler, toplum için kaybolmuş kuvvetlerdir. Bunlar daha iyi idare olunsalardı, kendilerinin hayatıkurtarılmış ve insanlığın mutluluğu arttırılmış olurdu. Her haldemantıklı ve doğal olan şudur. Herkes, kendi yeteneğine göre bir iştutmalıdır. Her işte insanın kıymeti belli olur. İşini iyi yapmanın bulunduğu durum ne olursa olsun, o iyi bir adam olabilir. İnsan,kendine göre bir mesleğe girmeyip de diğerine girmekle, hürriyetini kısıtlar ve sanıldığından fazla geleceğini yanlış tesbit eder. Zira,sapılan bir yol kolayca terk edilemez. Her mesleğin gerekleri, âdetleri ve inançları vardır. Bunlara, insan zorunlu olarak bağımlı olur. (1930)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü