Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

ABECEMİZ VE YAZIMIMIZIÑ YÉTERLİĞİ ÜZERİNE... - 06.05.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Diller, kendilerine eñ uygun olan abeceyi ve yazım kurallarını seçerler. Biz de yeñi cumhuriyetimizle birlikte, öñceki abecemiz olan Arap temelli abeceniñ açmazları ve SSCB’niñ o dönemde tutsak éttiği Türklere Latin temelli bir abece kullandırıyor olmasından ötürü Latin temelli bir abeceyi seçtik. Bu abece, diğer Latin temelli abecelerden gerek sesleriñ okunuşu, gerekse sayısı ve özellikleri bakımından ayrımlar içermektedir. Bilindiği üzere; ulu öñder Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1928 günü yazı devrimi gerçekleştirdiğinde, bu abeceye yeñi “Türk abecesi” adını verdi. Buna uygun yazım kuralları da sürev içinde değişime uğrayarak oluştu. Bu abece, İstanbul ağzı temel alınarak oluşturulmuş bir abecedir. Çünkü yazı dili, yüzyıllar boyu İstanbul ağzı ile yapılagelmiştir. İstanbul ağzında konuşmada yer alañ ve almayañ seslere göre abece düzenlenmiştir. Gérçekte dilimizde konuşma sırasında 40’ıñ üzerinde ses kullanılmaktadır. Ancak abece, o günüñ koşullarında eñ temel ve eñ kolay öğrenilecek biçimde oluşturulmuştur ve seslerden 29’u seçilmiştir. Çünkü halkıñ büyük bir bölümü okuma yazma bilmemekteydi. Onlara hızlı bir biçimde okuma yazma öğretmek gerekliydi. Bu nedenle abece olabildiğince kolay öğrenilir olarak oluşturulmuştu.

Günümüzde toplumumuzuñ okuryazarlık oranı %95’in üzerindedir. Bu oran, abece öğretiminiñ zor olduğu 1920’leriñ Türkiye’sine göre oldukça yüksektir ve abecemizin bilimsel olarak ele alınıp incelenmesinde artık sakınca olmadığınıñ göstergesi olabilir. Çünkü dil sürekli değişen bir yapıdadır. Günümüzde de abecemiz de birçok değer gibi, gereksinimlerimiziñ ışığında özü bozulmadan güncellenebilir. Günümüzde abecemizde bulunañ simgelerin ve yazımda kullandığımız imleriñ içinde gereksiz olanlar veya eksikliği duyulanlar var mıdır? Bu sorunuñ yanıtını birlikte arayalım…

Herhangi bir dil için abece geliştirilirken, o diliñ özellikleri göz öñüne alınır. Eski çağlarda abeceler ilk geliştirildiklerinde, çoğu sürev içinde gereksinime göre bédizleriñ (resimleriñ) simgeleşmesi ile oluşmuştur. Ancak günümüzde Slav ülkeleriniñ de kullandığı Kiril abecesi gibi bazı abeceler ise kişilerce bilinçli olarak geliştirilmiştir. Bu yapılırken, var olañ abecelerden esinlenme sıklıkla olmuştur. Var olañ abece dizgelerinden birini kullanañ bir toplum da o abecenin karşıladığı seslerden yalñızca dillerinde olanları alır veya değiştirebilir. Bunu yaparken de tüm sesleri almaz. Yalñızca "añlam ayırıcı" olanları alır. Atatürk de, Latin kökenli abece dizgesinden yararlanarak oluşturduğu abecemize "Türk Alfabesi" démiştir. Çünkü Türkçeye göre oluşturmuş ve Latin abece dizgesini dilimize uydurulmuştur.

Nedir "añlam ayırıcı" ses olmanıñ koşulu? Hangi sesler "añlam ayırıcı"dır. Eğer bir sesin varlığı veya yokluğu veya yakın sesleriñ onun yérine kullanılması añlamı değiştirmiyorsa, o ses añlam ayırıcı değildir. Démeli, bir sesin añlam ayırıcı olması için, o sesin olması veya yérine yakın sesin olması añlamı değiştirmelidir. Örneğin; “b” ve “p” sesleri birbirine yakın seslerdir. “Kabak” ile “kapak” sözcükleri arasındaki tek ayrım da bu seslerdir. Bu sözcükler başka añlamlardadır ve bu ayrımı sağlayan tek unsur, “b” ve “p” sesleri arasındaki seçimdir. Dolayısıyla “p” ve “b” sesleri añlamı değiştirdiğinden birbiriniñ yérine kullanılamaz. Bundan ötürü añlam ayırıcı özellikleri vardır ve abecede ikisi de olmalıdır. Beñzer biçimde, “c” ve “ç” sesleri de birbirine yakın seslerdir. Ancak “cam” ve “çam” veya “açı” ve “acı” gibi añlamları birbirinden ayrı sözcükleriñ añlamlarındaki ayrımın tek nedeni de bu seslerdir. Dolayısıyla birbirileriniñ yérine kullanılmaları, añlam karmaşasına neden olur. Bu seslere ayrı ayrı gereksinim vardır.

Añlam ayırıcı özellikte olmayañ sesler, dilde olsa bile abeceye alınmamalıdır. Öyleyse, günümüzde abecemizde olañ tüm sesler añlam ayırıcı özellikte midir veya añlam ayırıcı olup da abecemizde olmayañ sesler var mıdır? Örneğin; Türkiye Türkçesinde “q” ve “x” (hırıltılı h) sesi vardır. Konuşma dilinde sıkça kullanılır. Ancak bunlarıñ yérine “k” ve “h” kullanmak, añlamı değiştirmez. Örneğin, “qadın” ve “kadın” arasında veya “yok” ile “yoq” arasında bir añlam ayrımı yoktur. Bu yüzden “q” yerine “k” kullanmak yéterlidir. Yine “xanım” ile “hanım” arasında da bir añlam ayrımı yoktur. Bu yüzden “x” (hırıltılı h) yérine “h” kullanmanıñ sakıncası yoktur. Beñzer biçimde, Türkçede “w” sesi de yalñızca "tavuk" sözcüğünde sesletilir. Ancak “tawuk” yérine “tavuk” yazmanın, démeli “w” yérine “v” kullanmanın añlamı değiştirmediği açıktır. Dolayısıyla “w” sesi, Türkçede añlam ayırıcı değildir. Bu yüzden Türkçede; w, q ve x sesleri için simgelere gereksinim yoktur.

Burada “ğ” simgesine de değinmek gerekir. Dilimizde gerçekte ğ sesletilmez. Ancak yazımda büyük kolaylık sağlayañ gerekli bir simgedir. Çünkü kalıñ (art damaksıl) ünlüleriñ ses değerini 1,5 kat artırabildiği gibi, ince (öñ damaksıl) ünlülerle de yarım y olarak okunur. Bu da her bir kalıñ ünlü için uzatılmış biçimlerine ve yarım y gibi birçok simge yérine tek bir simge kullanma kolaylığı getirir. Ayrıca añlam ayırıcı özelliği vardır.

Abecemizde olañ seslerden añlam ayırıcı olmayañ yalñızca bir ses vardır. O da "J"dir. Çünkü Türkçe kökenli hiçbir sözcükte J sesi bulunmaz. Bu nedenle yalñızca yabancı kökenli sözcükleri yazmakta kullanılır. Hiçbir dil, yabancı kökenli sözcükleri yazabilmek için abecesine simge almaz. Bu dilsel bir ilkedir. Bu yüzden J simgesi abeceden çıkarılması gereken tek simgedir. Ayrıca añlam ayırıcı özelliği de yoktur. Yérel ağızlarda j yérine çoğunlukla c kullanılır ve bu durum herhangi bir soruna neden olmamaktadır. “Jilet” yérine “cilet”, “jandarma” yérine “candarma”, “Nejla” yérine “Necla” démek sorun oluşturmayacaktır. Nitekim, toplumda bu kullanımlar vardır. Abecemizde olmayan ancak dilimizde añlam ayırıcı özellikte sesler var mıdır? Bu koşula uyañ yalñızca iki ses vardır: “ñ” (geñizcil n) ve “é” (kapalı e)... Bu seslerin varlığı añlamı değiştirir. Bu sesler, Batı Anadolu Türkçesinde olmadığından ve abecemiz İstanbul ağzına göre bélirlendiğinden alınmamıştır. Ancak Anadolu ağızlarında ve konuşma dilinde günümüzde bile sesletilirler. Kapalı e ve geñizcil n seslerini simgeleyen bu harfler kesinlikle abecemizde olmalıdır. Çünkü añlam ayırıcı özelliğe sahipler ve birçok karışıklığıñ öñüne géçmektedirler. Ayrıca eski Türkçede ve günümüzde diğer Türkleriñ çoğunuñ abecelerinde bu sesler vardır. Azerbaycan abecesinde geñizcil n simgesi yok ancak kapalı e simgesi (e olarak bulunur. Açık e için ? kullanılır) vardır. Özbekistan abecesinde kapalı e için de geñizcil n için de simge yoktur. Ancak diğer Türk ülkelerinde her iki ses için de simge vardır. Kiril abecesi kullanañ Türk ülkelerinde geñizcil n için “?” simgesi, kapalı e için ise “?” kullanılır. Ayrıca abecelerde añlam ayırıcı tüm seslerin gösterilme zorunluluğu vardır. Bu ilke gereği bile olsa bu iki simge abecemize eklenmelidir.

Geñizcil n sesi özellikle İç Anadolu ağızlarında yaygın biçimde sesletilir. Neşet Ertaş’ıñ “Göñül Dağı” déyişini hepimiz añımsarız. Orada, “göñül” derken n sesini nasıl başka söylediği kulağımızdan kaçmaz. İşte belki de geñizcil n sesine eñ uç örnek bu söyleyiştir. Geñizcil n (ñ) sesini añlam ayırıcı özelliği bakımından ele alalım. Örneğin; bin (ata binmekteki bin- eylemi) ve biñ (sayı olan biñ) sözcükleriniñ añlamını ñ sesi ayırır. Beñzer biçimde, tendeki leke olañ “beñ” ile birinci tekil kişi adılı olañ “ben” sözcüklerindeki añlamı yalñızca ñ simgesinin varlığı ayırabilir. Yine ikinci tekil kişi iyelik eki de -ñ sesidir. Bu yüzden "Dilini sev" dédiğimizde "onuñ dilini" mi yoksa "seniñ diliñi" mi olduğunu ayırañ bu ñ sesidir. “Ata'm, izindeyiz” yazısıyla dalga geçip "İzinden dönüñ de biraz çalışıñ" diyeñleri bilirsiniz. Oysa iz sözcüğüne gelen iyelik eki geñizcil n sesidir. "İzindeyiz" yérine "iziñdeyiz" yazılsaydı, böyle bir sorun olmayacaktı. Yine "Kitabını okudum" sözündeki kitap kimindir? "Onuñ" mu, yoksa "seniñ" mi? "(seniñ) kitabıñı okudum" olduğunda geñizcil n gelecektir, “(onun) kitabını okudum” olduğunda ise n. Bu tür ayrımları bu ses sağlar. Ayrıca geñizcil n sesi, tamlamalarda tamlayañ eki olan –nıñ ve –ıñ ekinde de görülmektedir.

Geñizcil n sesi yalñızca ikinci tekil kişi iyelik ekinde değil, bazı sözcükleriñ kökünde de bulunmaktadır. Bunlardan birkaçı şöyledir: tañrı, deñiz, soñ, añmak, alañ, biñ (sayı olan), beñ (leke olan), beñzemek, buñ, eñ (abartma sözü olan), göñül, geñiş, oñur, öñ, yalñız, yeñi, yañkı, siñmek... vb.

Kapalı e (é) sesi ise; ağzıñ biraz daha kapalı olduğu, diliñ yanının yan dişlere değer durumda söylendiği, söyleyiş noktasının daha ileride olduğu bir e sesidir. Gérçekte e ile i arası bir ses olduğu söylenebilir. Türkçede bazı sözcüklerde é sesleri, i sesine dönüşmüştür. Bazı durumlarda ise sözcük yalıñ iken e, ek aldığında veya yapım eki ile yeñi sözcük türetildiğinde i olarak görülebilir. Örneğin, söylemek añlamındaki “de-“ eylem kökü, “dedim” biçimindeki gibi ek aldığında e sesi ile sürdüğü gibi, “diyor” sözünde olduğu gibi i’ye de dönüşebilir. Yine yapım eki alıp, konuşmaya yarayañ organ adı añlamındaki dé-l > dil örneğindeki gibi é > i dönüşümü görülebilir. Bu durum, é sesiniñ bu arada kalmış olma özelliğinden ileri gelmektedir.

Gelelim añlam ayırıcı özelliği bakımından kapalı e (é) sesine... Türkçede "er" (asker) sözcüğü ile "ér" (erken) sözcüğü, günümüzde aynı yazılıyor. Bir kişiye "Erdoğan" adını veriyorsunuz. "Erken doğañ" mı démek istiyorsunuz, "erkek/asker olarak doğañ" mı? İşte burada kapalı e sesi añlamı ayırıyor. Yiñe aynı ayrım "el" sözcüğünde de vardır. Organ olan el, e ile; yabancı anlamındaki él ise é ile yazılır. "Eller dokunmasın saña" derken, yabancılar mı dokunmasın diyoruz, herhangi birinin eli mi değmesin diyoruz? Bu karışıkları bu harf ortadan kaldırmaktadır. Kapalı e'nin añlam ayırdığı sözcüklere başka örnekler de verelim:

et: yiyecek türü.ét: etmek eyleminden buyruk kipi.
ev: yuva añlamında.év: evmek (ivmek) eyleminden buyruk kipi.
eñ: abartma ilgeci olan (eñ büyük)én: geñişlik añlamında (odanıñ éni ve boyu)
eğe: kaburga añlamındaéğe: törpü añlamında
eş: eşmek eyleminden buyruk kipi.éş: çiftlerden biri.

Başka bir ayraç açmak istediğim bir konu da şudur: Yabancı dilden dilimize giren sözcüklerde Türkçe yazıma özen göstermeliyiz. Nitekim özel adlar da 1980 öñcesinde ve Azerbaycan gibi Türk yurtlarında olduğu gibi Türkçe yazım kurallarına göre yapılmalıdır. Türkçede olmayan simgeler Türkçedeki eñ yakın simge ile gösterilmeli veya gereksiz ise gösterilmemelidir. Nasıl ki İngilizler örneğin “Öztürk” adındaki birinin adını “Ozturk” yazıyor ve “ö” ile “ü” yérine “o” ile “u” kullanıyorsa, biz de “William” adındaki biriniñ adını yazmak için neden abecemizde olmayan “w”yi kullanmakta diretiyoruz? Biz de “v” ile yazabiliriz.

Türkçe yazımda abecenin yanı sıra bir ikinci konu da yazım kurallarıdır. Burada noktalama imleri öñem kazanır. Türkçede okuyuşuñ akışını, hızını ve tonlamasını noktalama imleri belirler. Günümüzde kullandığımız bu imlerin añlamı da doğrudan étkilediği görülmüştür. Örneğin bir çentiğiñ (virgülüñ) bir tümceniñ tüm añlamını değiştirdiği örnekler vardır. Bir ünlemiñ veya soru iminiñ de beñzer biçimde añlamı değiştirdiği görülür. Ayrıca okuyuştaki tonlamayı da doğrudan étkiler. Ancak bu imler arasında kullanılmasının doğru olmadığı imler var mıdır? Onu da inceleyelim…

Öñcelikle soñ yıllarda dilimizde “ve” bağlacı yérine kimi yérlerde kullanılan “&” iminden söz édelim. Batı dillerinde "ve" añlamına gelen "&" imi, Türkçede yoktur. Bu im, Latince kökenli bir imdir. Latincede "ve" añlamına gelen "et" sözünden gelir. Avrupa’da kutsal yazıların Latince olduğu, kişilerin Latince yapıtlar verdiği bir dönem yaşanmıştır. Basım aygıtlarının bulunmasından öñce, yazılı bélgelerin çoğaltılmasınıñ elle yapıldığı bu dönemde, yazıda bolca geçen Latince bir söz olan “et” için kolay bir yazım gelişmiştir. Bu im, sözcükteki e ve t imleriniñ birleştirilmesi ile oluşmuştur. Latincede çok kullanılan bu sözcük, el yazısı ile yazılırken değişmiş ve bugünkü "&" biçimini almıştır. Türkçe bir sözcük değildir ve dolayısıyla da Türkçede kullanmak doğru değildir. Türkçede böyle bir ime gerek de yoktur. Özenerek, bu imin yérine herhangi bir im uydurmaya çalışmak da añlamsızdır. Bu tür çabaların altında gizli bir özenme vardır. İki damgayı yazmaya üşenmemek gerekir.

Yazımızda kullandığımız ve Türkçeye uymayan biçimlere soktuğumuz başka imler de vardır. Yabancı sözcüklerin Türkçeye uydurulması için noktalama imlerini Türkçede olmayan biçimde kullanıyoruz. Örneğin " Dîvân-ı Lugâti’t Türk " yazarken, sözcük içinde bir kesme imi, düzeltme imi (şapka) ve bir kısa çizgi kullanıyoruz. Beñzer biçimde, "hâlâ" yazarken düzeltme imi kullanıyoruz. Bu tür imlerin hiçbiri Türkçe kökenli sözcüklere gelmiyor. Bunlarıñ hepsi, yabancı kökenli, özellikle de Arapça kökenli sözcüklere gelmekte. Özgün biçimlerinde böyle imler yok. Çünkü özgün biçimleri Arap Abecesi ile yazılmış durumda. Latin kökenli abeceye aktarılırken bu imler Türkçe kurallarına aykırı olarak eklenmiştir. Bu im kullanımları, yozlaşmanın sonucunda oluşan (yalnızca sözcük alımında değil) bir dayatmadır. Nasıl ki, "w, q, x" veya İngilizcede "ve" anlamı veren "&" imi gibi imlerin Türkçe içinde kullanılmaması gerekirse, bunlar da kullanılmamalı, yazımlar Türkçe yazım kurallarına göre olmalıdır. Örneğin; “Dîvân-ı Lugâti’t Türk” yérine “Divanı Lugatit Türk” veya “kat'i” yérine “kati” yazılmalıdır. Böyle yazmak, herhangi bir karmaşaya neden olmadığı gibi dili yalınlaştırıp kolaylaştırır. Özellikle yazısıñı aşırı düzeltme imi (şapka) kullanımı ile mantar tarlasına döndüren kişiler, sıklıkla “doğru okunma kaygısı” ile bunu yaptıklarını söylerler. Oysa yüzyıllarca Arap temelli yazı kullanırken bu kaygı hiç güdülmemiştir. O, ö, u ve ü gibi dört ses için aynı simge kullanıldığı dönemlerde, kimse Türkçe sözcükler için “yanlış okunmasın” diye kaygılanmazken, neden şimdi Arapça ve Farsça kökenli sözcükler için böyle bir kaygı duyalım ki? Genelde sıkça örnek verilen “kar” ve “kâr” sözcüklerinin veya “hala” ile “hâl┠gibi sözcüklerinin birbirinden nasıl ayrılacağı kaygısı da yérsizdir. Bağlamdan çıkarılabileceği gibi, Türkçe olmayan “kâr” yérine Türkçe karşılığı olan “kazanç” démek, yiñe Türkçe olmayan “hâl┠yérine Türkçe olan “daha” veya “şimdilik” démek sorunu çözecektir. Yabancı kökenli sesteş veya eş yazılışlı sözcüklerde karışacakları nedeniyle düzeltme iminin kullanımının ısrarla savunulduğu durumlarda bile Türkçe kökenli sesteş sözcüklerin karışabileceği hiçbir sürevde gündeme gelmemiştir. Bu da düzeltme iminin kullanılma gerekçesinin ne denli cılız olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Düzeltme imi, Arap abecesiyle yazılan Osmanlıcanın yazımının günümüze yansımasından başka bir nen değildir. Kutsal veya daha karşılığı olmayan ve karışıklığa neden olabilecek adlarda şimdilik ayrıcalık yapılabilir. Ancak dilde özleşme tümüyle gerçekleştiğinde düzeltme imine gerek kalmayacaktır. Çünkü hiçbir Türkçe kökenli sözde bu im kullanılmaz.

Sonuç olarak; Türkçe yazımda &, ^ imlerini kullanmak yanlıştır. Ayrıca kesme ve kısa çizgi de gereksiz yére kullanılmamalıdır. Bunun dışında, abecemizde bulunan j simgesi yérine c kullanabileceğinden j simgesi gereksizdir. Ancak ñ ve é simgeleri añlam ayırıcı özellikleri nedeniyle eklenmelidir. Böylece 30 simgeden oluşacak olan abecemiz, diğer Türk toplulukları ile de uyumlu olacaktır. Yabancı öze ad niteliğindeki sözcüklerin yazımında bile bu simgelerin dışına çıkılmamalıdır.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş. Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş.- (Yavuz Sultan Selim)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Bütün kanunlarımızın düzenlenmesinde, her çeşit teşkilatta milli egemenlik esasları içinde hareket edilecektir. (1923)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü