Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Kavram Yanılgıları
    Bilimciler
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

İMPARATORLUK DİLİ - 11.05.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Sıklıkla karşımıza çıkan şu "imparatorluk dili" savını ele almak istiyorum. Neymiş? Türkçe imparatorluk dili imiş ve "kabile dilleri" gibi saf olamazmış. Daha neden söz ettiğini bile bilmeyen bu kişilerin söz konusu savlarını inceleyelim...

Öncelikle şu "imparatorluk dili" ve "kabile dili" terimlerinden başlayalım. Bunlar ne demektir? İmparatorluk dili demek, bir imparatorlukta egemen dil demektir ki, günümüzde bir imparatorluk değil de ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyetinin geçmişindeki Osmanlıya gönderme yapar. İmparatorluk ne demektir? TDK'ye göre "Kendi topraklarında oturan çeşitli milletleri egemenliği altında toplayan devlet biçimi" olarak tanımlanıyor. Öyleyse burada türlü uluslar olsa da egemenlik yine tek elde olur. Egemenliği elinde tutan, diğerlerini yönetir. Tarihte tüm imparatorluklarda egemen olan bir güç olmuştur. Bu güç de egemenliği altındaki uluslara kendi dilini ve yasalarını dayatmış ve uygulamıştır. Tarih boyunca Roma İmp.dan tutun da Pers İmp.na, Çin İmp.dan tutun da Rus İmp.na dek tüm imparatorluklarda egemen gücün dili resmi dil olmuştur. Bu imparatorlukların kullandığı diller saf mıdır? Değildir. Yeryüzünde hiçbir dil (kabile dilleri bile) %100 saf değildir. Ancak bu "imparatorluk dilleri" aldıklarından çok daha fazlasını başka dillere vermiştir. Aldıklarını ise en aza indirmeye uğraşmıştır. Tüm yazıları o dilde yazdırmaya, dilini geliştirmeye çalışmıştır. Ayrıca alışveriş zorunlu ise, aynı dil ailesinden oldukları, akraba oldukları dillerden alışveriş yapmaya özen göstermişlerdir. Ancak Osmanlı bunun tersini yapmış, son dönemlerine dek bilimde ve sanatta aynı dil ailesinden olmadığı ve tümüyle başka yapılarda olan Arapça ve Farsça yazımı özendirmiş, Türkçeyi hep geriye atıp güçsüzleşmesine neden olmuştur. Ek olarak, diğer imparatorluk dillerinin tersine, verdiğinden çok daha fazlasını almıştır. Bugün Osmanlının geçmişte egemenliğinde olan Arapların dili olan Arapçada toplamda birkaç yüz Türkçe sözcük varken, Türkçede binlerce Arapça sözcük vardır.

Ek olarak, bu savı ileri sürenlerin sıklıkla; Osmanlının imparatorluk olmadığını, çünkü sömürgeci olmadığını ileri süren kişiler olması da ayrı bir çelişkidir. Osmanlı imparatorluk değilse, bu sav kendiliğinden çürür. Eğer imparatorluk ise, kendi dilini sömürünün bir parçası olarak egemenliğindeki diğer uluslara dayatması kaçınılmaz olmalıydı. Öyleyse yabancı sözcüklerin bu dilde olması, yalnızca bu nedenle olsa bile yadırganmalıdır. Öyle ya, bu "cihan imparatorluğu"nda egemenlik Türklerde miydi, yoksa diğer uluslarda mı? Kimileri, Arapça ve Türkçenin etkileşim içinde olmasının "karşılıklı" olduğunu ve alışverişin doğal olduğu söyler. Bakalım bu "karşılıklı" alışveriş ne boyutlarda olmuş?

Günümüzde Türkçeden Arapçaya geçen sözcük sayısı ile ilgili veri elimizde yok. Ancak geçmişte sayımı yapılmış. Cezayirli Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı araştırmasında Türkçeden Arapçaya geçen 634 Türkçe sözcük belirlemiştir. Bu sözcüklerin 72’si çerilikle, 31’i denizcilikle, 39’u beslenme ile, 59’u araç ve kap kacak ile, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla ilgili, 313’ü ise türlü alanlarla ilgilidir. Arapçadan Türkçeye geçen sözcük sayısı, 1920'lerden bu yana yürütülen bütün özleşme çalışmalarına karşın TDK'nin 2007 yılındaki Güncel Türkçe Sözlüğü'nde, türlü alanlarda 6463 sözcük olarak belirlenmiştir. 1920'lerde ise bu sayı çok daha yüksek idi. Şimdi sorarım size: Biz mi Arapları yüzyıllarca yönettik, yoksa onlar mı bizi? Benim bildiğim, genelde yöneten güç, yönetilene dilini dayatır. Ancak bizde tersi olmuş. Yönetilen yönetene dilini dayatmış. Dünyada böyle bir olayın eşi benzeri yoktur...

Osmanlı da bu çelişkiyi görmüş olacak ki, son yüzyıla dek durum böyle iken, son yüzyıl içinde ulusçuluğun yükselmesiyle dilde yalınlaşma ve Türkçeyi öne alma gereği görülmüştür. Osmanlının resmiyette dili Türkçedir. Osmanlının ilk ve tek anayasasında açıkça Türkçenin resmi dil olduğu ve yazışmaların Türkçe olacağı, Türkçe bilmeyenin meclise giremeyeceği belirtilmiştir.

Türkçeyi sıklıkla İngilizce ile kıyaslayıp, "İngilizcenin saf olmaya çalışma gibi bir kaygısı olmadığı" vurgusu da bu sava eklenmektedir. Oysa yukarıda da belirttiğim gibi İngilizce çoğunlukla kendi dil ailesinden sözcük almıştır. Bu da yapısal bir sorun oluşturmamaktadır. Dillerin kendi dil ailesi ile etkileşimi doğaldır. Bu durum, dilin yapısını bozmaz. Ancak başka dil aileleri ile etkileşim dilin yapısını bozan bir etkendir. İngilizcenin böyle bir kaygısının olmaması da bu nedenle doğaldır. Biz de kendi dil ailemizden aldığımız sözcüklere karşı değiliz. Nitekim, dil ailemiz içindeki en eski ve köklü dil de Türkçedir. Bu nedenle çoğunlukla dil ailemizdeki diğer diller ya bizden sözcük almıştır ya da Moğolcada çoğunlukla olduğu gibi zaten eklerimiz veya köklerimiz ortaktır.

Gelelim kabile dili konusuna... Türkler kabile değil, bir ulustur. Ulus olmanın ilk koşulu, "kendine iye (ait)" bir dilinin olmasıdır. Kabilelerin dili olmaz. ulusların dili olur. Dolayısıyla kabile dili gibi bir tanımlama gülünçtür. Eğer kendine iye bir dili varsa ona kabile değil, ulus denir. Örneğin Afrika'daki Svahili dilini konuşan birçok kabile vardır. Her kabilenin ayrı dili yoktur, olamaz. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi, kabile dilleri dedikleri diller de saf değildir.

Bizim Türkçeyi %100 saf yapma gibi bir amacımız yok. Biz olabildiğince yabancı sözcüklerden arındırmaya ve safa yakın yapmaya çalışıyoruz. Birçok dilin de bunu yaptığı bilinmektedir. Bunu "kabile dili" nitelemesiyle belirtmeye çalışmak gülünçtür ve yalnızca bilgisizliği ortaya koyar.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Cennette içi dışından, dışı içinden görülen şeffaf köşkler vardır. Bunlar tatlı ve yumuşak konuşan, yemek yediren ve insanlar uykuda iken namaz kılanlar içindir. - (Hz. Muhammed (sav))
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
İnsanlar daima yüksek, soylu ve kutsal hedeflere yürümelidirler. (27.06.1926, Gazetecilere Verdiği Demeçte)


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü