Dil Çalışmalarım

Ana Sayfa >>

Kişisel Bilgiler >>
    Özgeçmiş
    Bilimsel Yayınlar
    Atıflar
    Tasarılar (Projeler)
    Bilimsel Sunuştaylar
    Yönetilen Tezler
    Dersler
    Görevler
    Diğer Yayınlar
    Dil Çalışmalarım
    İletişim

Fizik/Fizik Eğitimi >>
    Fizik Deneyleri
    Nobel Fizik Ödülleri
    Öğeler Çizelgesi
    Biliyor Muydunuz?

Duyurular >>

Diğer >>
    Bilgisayar
    Bilgi Yarışması
    Sormacalar
    Yararlı Bilgiler
    Güncel Bilgiler



Dil Yazılarım

DİL YAPILARI - 28.06.2016
Dr. Hasan Şahin KIZILCIK

Genel olarak diller, sözcüklerinin yapısı bakımından üçe ayrılmaktadır. Bunlar:

1. Tek seslemli diller
2. Bükünlü diller
3. Eklemeli diller

Doğal olarak yapısal yakınlığı olan dillerin tarihsel yakınlığı olduğu da düşünülebilir. Başka bir deyişle, yapıları benzeyen diller, günümüzde farklı dil ailelerinden olsalar bile geçmişin karanlık dönemlerinde aynı dil ailesinde yer alıyor olabilirler. Çünkü yapı değişimi kolay gerçekleşecek bir iş değildir. Dillerin en önemli özelliğidir. Sürev içinde sözcükler, kökler veya ekler tümüyle başka olabilir veya değişebilir. Ancak yapı değişmez. Ancak doğal olarak hiç ilgileri olmasa da denkgelimsel olarak yapı benzerliği de olabilir. Türkçe bunlardan üçüncü ulama girmektedir. İlk iki ulamdan kısaca söz edelim önce...

Tek seslemli dillere genelde ilk olarak Çince ve Tibetçe örnek verilir. Bazı Afrika dilleri ve Vietnemca gibi bazı diller de bu ulamda yer alır. Sözcükler tek seslemden oluşur ve değişen anlam başka seslemlerle değiştirilir.

Bükünlü diller ise sözcüklerin önüne, sonuna ekler alabildiği gibi, sözcük kökü çekimleme veya sözcük türetme sırasında değişime uğrayabilir. Bu dillerde, çekim sırasında ve yeni sözcükler türetilirken sözcük kökleri genellikle değişir ve tanınmayacak duruma gelir. Ekler sözcüğün önüne, ortasına veya sonuna gelebilir. Bazı dillerde ise sözcük kökü ile yeni sözcük veya sözcük çekimi arasında açık bir bağı, ilgiyi gösteren bir iz vardır. Sözcük kökündeki ana sesler yeni sözcükte veya sözcük biçiminde hep kalırlar. Hint-Avrupa dilleri (Latince, İngilizce, Fransızca, Almanca, vb.), Sami dilleri (Arapça, ibranice, vb.) bu yapıdadır. Örneğin, İngilizcedeki chose" eyleminin choose/chose/chosen biçiminde çekimlendiğini biliriz. Burada kök sözcük değişime uğramıştır. Yine örneğin Arapçadaki faal, fiil, fail gibi sözcükler de aynı kökten türetilmiş sözcüklerdir. Sözcüklerin kökleri değişmiştir türetim sırasında. İşte buna "bükünlü yapı" denir.

Gelelim eklemeli dillere... Türkçe bu yapıdaki dillerin içindeki en iyi örneklerdendir. Türkçenin kollarının tümü sondan eklemelidir. Ana kökte değişim olmaz. Örneğin gel- > geliyor > geliyorum gibi çekimlenir. Sözcük türetirken de benzer bir durum söz konusudur. Göz > gözlük > gözlükçü gibi... Günümüzde; Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Japonca, Korece, Abhazca, Fince, Samoyetçe, Macarca, Baskça, Çeçence, Çerkesce, Lazca, Gürcüce ve Kızılderili dillerinden Karaayakça gibi diller bu yapıdadır. Geçmiş dönemlerde var olan ancak günümüzde yok olmuş bazı eklemeli diller de vardır. Elamice, Hattice, Hurrice, Urartuca, Gutça, Kassitçe, Lullubice ve Sümerce bunlardandır.

Geçmiş ile ilgili yapılan araştırmalarda diller önem tutar. Geçmiş toplululların dil yapıları, onların günümüz toplumlarıla da ilişkisini anlamak açısından değerlidir. Nasıl ki günümüzde Altay Dilleri, Ural Dilleri ve bazı bir takım dillerin yapılarının eklemeli yapıda oluşu bizi başka benzerlikler aramaya itiyorsa, geçmişteki benzer yapıdaki diller arasında ve günümüzdeki dillerle arasında da ilişkiler aramaya itmektedir.





Diğer Yazılar

 
Özlü Söz:
Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha zevklidir. - (Robert Louis Stevenson)
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki:
Zaferin vasıtası yalnız kılıçtan ibaretkalan birmillet, birgün girdiği yerden kovulur, rezil edilir, sefil ve perişanolur. Öyle milletlerin sefaleti, perişanlığı o kadar büyük ve üzücüolur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve esir bir halde kalabilir. Onun için gerçek fetihler yalnız kılıçla değil sabanlayapılandır. Milletleri vatanlarında bağlamanın, millete istikrar sağlamanın vasıtası sabandır, saban kılıç gibi değildir. Okullandıkça kuvvetlenir. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulduğu halde, sabanını kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur. Kılıç vesaban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. Tarihin bütün olayları ve hadiseleri hayatın bütün gözlemleri bunudoğruluyor.(1923 )


© Özlük Hakkı/Copyright 2003 Hasan Şahin KIZILCIK
Öneri: 1024x768 ve üstü